Bu yazı, devleti kendi çıkarları için kullananlara sesleniyor. Kimlere mi? Aşağıda belirtiyorum. Bu yazı, adaletin ve kamu kaynaklarının savunulmasına dair bir hesap pusulasıdır. Devletin malını kendi kasası gibi görenler, milletin vergilerini “nasıl olsa kimse görmez” rahatlığıyla harcayanlar, ihalelerin yapılması gereken yerlerde kapalı kapılar ardında iş çevirenler, kamu kaynaklarını eşe dosta, ahbaba ve telefonla belirlenen firmalara aktaranlar dikkat etsin. Bu şehir, “sizi izliyor” ve bu şehrin kaynaklarını tüketen Temizeller’in gözünde sizleri kaydediyor.
Kendini güçlü sanan, makamını bir kalkan gibi kullanan ve hukukun karşısında titreyen zihniyetler, Anadolu’dan güzel bir sözle hatırlatılmalı: “İte sormuşlar neden havlıyorsun diye, it demiş ki kurdu korkutuyorum; fakat demişler neden kuyruğun çok sallanıyor? Kurttan korkuyorum.” “Tüyü bitmemiş yetim” lafını her platformda kullanarak bütçeyi harcayanlara da bir sözümüz var. Çünkü o yetimin hakkı, bir Excel tablosunda silinen bir satır değildir; o hak, milletin alın teridir.
Kibirle devleti yönetmeye çalışanlar, koltuğa oturduklarında kendilerini devletin bir parçası zannediyor. Yetkiyi hukukun üzerindeymiş gibi görüyorlar. Nüfuzunu emir olarak kullanmakta bir sakınca görmüyorlar. Usulsüz talimatlar veren, gerçekleri eğip bükerek kurumsal düzeni kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirenler, aslında yönetici değil, kurum içindeki güveni sabote eden aktörlerdir. Devletin kurumunu yönetmek ciddiyet ister, omurgalı ve karakterli yöneticilere ihtiyaç vardır. Kibir, ego ve hırsla devlet yönetilmez; devlet kurumları şahsi hırsların laboratuvarı değildir.
İhaleye girmeden iş tutanlar, kanunların sadece başkalarına uygulandığını düşünerek hareket edenler, rekabeti ortadan kaldırıp belirli firmalarla çalışarak kamu zararını görmezden gelenler, “denetim gelmez ben bu işi kapatırım” düşüncesiyle hareket edenler, şunu unutmamalı: Denetim yalnızca müfettişle gelmez; bazen gazeteciyle, belgeyle ve en önemlisi hukukla gelir. O firavunlar, devletin er geç hesap soracağını unutmamalıdır.
Devletin bütçesi, kişisel sadakat ilişkileri üzerinden dağıtılacak bir ganimet değildir. Kendi çalışma arkadaşlarını başkalarına şikayet eden, olmayanı olmuş gibi sunan ve kişisel hesaplaşmaları kurumsal yazışmalara taşıyan zihniyet, yalnızca idari bir zayıflık değil, açık bir ahlak sorunudur. Devlet memurluğu, entrika üretme sanatı değil, kamu hizmeti için bir sorumluluktur. Kökünü inkâr eden, emeğe saygı duymayanlar, millete ait olanı harcanabilir bir kaynak olarak görür.
Vatan sevgisi, sözle değil, emanet bilinciyle ve hukuka saygıyla ölçülür. Bu toprakların ekmeğini yiyip suyunu içenlerin, hukuku çiğneyen anlayışların bilmesi gereken bir gerçek var: İhanet, vicdanda başlar ve vicdanı aşınmış olanın devlete olan sadakati de hukuka bağlılığı da sadece lafta kalır.
Bu yazı, bir uyarıdır. İzmir, küçük hesapların şehri değildir. İzmir, hak yendiğinde susan bir şehir hiç değildir. Koltuğun arkasına saklananlar dikkat etsin.