Sağlık hizmeti, her bireyin temel hakkı olarak tanımlansa da Türkiye’de ve dünyada LGBTİ+ bireyler için bu çoğu zaman erişilmesi güç bir sağlık hakkına dönüşüyor.
Cinsiyet kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğrayan LGBTİ+ bireyler, sağlık kurumlarında hem fiziksel hem de ruhsal açıdan güvende hissetmedikleri bir ortamla karşı karşıya kaldığını dile getiriyor. Türkiye’de 2025 yılında, cinsiyet uyum sürecinde kullanılan bazı hormon ilaçları ve ergenlik baskılayıcıları için yeni kısıtlamalar getirildi.
Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun valiliklere gönderdiği yazılara göre, bu ilaçların 21 yaş altındaki kişiler için “cinsiyet uyumu/cinsiyet değiştirme amacıyla” reçete edilmesi ve raporlanması engellendi. Uzmanlar ise bu tür hormon ilaçlarının erken yaşta başlanması gerektiğine vurgu yaparken, yaş kısıtlamasının bir sağlık hakkı ihlali olduğunu vurguluyor. Onur Ayı kapsamında sağlık hakkı mercek altına alınırken, uzmanlar ve hak savunucuları eşit, güvenli ve erişilebilir sağlık hizmetinin herkes için sağlanması gerektiğine dikkat çekti.
Cumhuriyet’e konuşan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Üyesi Dr. Ayşegül Ateş Tarla, sağlık alanındaki eşitsizliklerin son yıllarda belirgin şekilde arttığını söyledi. LGBTİ+ bireylerin sağlık kurumlarında ayrımcılık, dışlanma ve damgalanma ile karşı karşıya kaldığını belirten Tarla, bu durumun birçok kişinin sağlık hizmetine başvurmaktan çekinmesine neden olduğunu ifade etti.
Tarla, “Kişiler kendilerini rahat ifade edemediği için sağlık kuruluşlarına başvurmakta zorlanıyor. Bu da gerekli taramaların yapılamamasına, hastalıkların geç teşhis edilmesine ve düzenli takip süreçlerinin aksamasına yol açıyor” dedi.
“21 YAŞ SINIRININ BİLİMSEL DAYANAĞI YOK”
Kanser taramaları, hormon tedavilerinin takibi ve uzman hekimlere erişim gibi alanlarda yaşanan sorunların sağlık sonuçlarını doğrudan etkilediğini vurgulayan Tarla, mevcut politikaların LGBTİ+ bireyleri daha görünmez hale getirdiğini savundu.
TTB’nin hormon tedavilerine getirilen yaş sınırlamasına karşı çıktığını belirten Tarla, söz konusu uygulamanın bilimsel gerekçelerden yoksun olduğunu ifade etti. Tarla, “Cinsiyet uyum sürecinde 21 yaş sınırını gerektiren bilimsel bir veri bulunmuyor. Bu düzenleme sağlık hakkına erişimi sınırlandırıyor ve tıbbi uygulamalara müdahale anlamına geliyor” diye konuştu.
“KAYIT VE RAPORLAMA TALEPLERİ KAYGI YARATIYOR”
Tarla, uygulama kapsamında talep edilen bazı bilgi ve belgelerin kişisel verilerin korunması açısından da tartışmalı olduğunu belirterek, hekimlerin hasta mahremiyetini koruma yükümlülüğüne dikkat çekti.
Hekimlerin hedef gösterilmesini ve soruşturma baskısı altında bırakılmasını doğru bulmadıklarını ifade eden Tarla, “Bu durum hem sağlık çalışanlarını hem de hizmet alan bireyleri olumsuz etkiliyor” değerlendirmesinde bulundu.
“EKONOMİK YÜK ERİŞİMİ DAHA DA ZORLAŞTIRIYOR”
LGBTİ+ bireylerin yalnızca sağlık alanında değil, istihdam ve sosyal yaşamda da çeşitli sorunlarla karşılaştığını ifade eden Tarla, ekonomik koşulların sağlık hizmetlerine erişimi daha da güçleştirdiğini söyledi.
Hormon ilaçlarının maliyetlerindeki artışın ve sosyal güvence eksikliğinin tedavi süreçlerinin sürdürülebilirliğini olumsuz etkilediğini dile getiren Tarla, “Kişiler hem ilaçlarını temin etmekte hem de düzenli sağlık kontrolüne gitmekte zorlanabiliyor” dedi.
“ERKEN ERİŞİMİN ENGELLENMESİ PSİKOSOSYAL SONUÇLAR DOĞURABİLİR”
Cinsiyet uyum sürecinde sağlık hizmetlerine zamanında erişimin önemine dikkat çeken Tarla, yaş sınırlamasının özellikle genç bireyler üzerinde psikolojik ve sosyal etkiler yaratabileceğini söyledi.
Tarla, “Bu süreç yalnızca bir ilaç meselesi değil. Eğitim hayatından aile ilişkilerine, sosyal yaşamdan gelecek planlarına kadar birçok alanı etkileyen bir konu. Erken dönemde gerekli sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyebilir” ifadelerini kullandı.
The post Anayasal hak pratik bariyer: LGBTİ+ bireyler sağlık hizmetlerinde eşitlik mücadelesi veriyor appeared first on Kilis Egitim.